Page 90 - kayseride_ticaret_ve_sanayi
P. 90

Kadir Dayıoğlu
               Tabii, Kayseri’de, bu kaçınılmaz değişimden nasibini aldı, 2018 sonuna geldiğimizde,
            kırsalda yaşayan nüfus, ülke ortalamasının yarısı kadar olup ülkenin gerçekten belde
            ve köyde yaşayan nüfusunu yüzde 18 kabul edersek Kayseri için bu rakam yüzde 9 civa-
            rında. Ama Kayseri Büyükşehir, belde ve köyler bağlı oldukları ilçelerin birer mahallesi
            olduğundan artık şehrimizde “kırsal nüfus” gözükmüyor. Bu ise yani yüzde 9’luk bir
            oran, Kayseri’nin hızla kentleştiğini bize göstermekte. Belki, kentleştik ama “burjuva”
            ya da kentli olabildik mi? Bunun yanıtınıda sosyologlar versin.
               1920 yılına gelindiğinde nüfusun kabaca yüzde 10’u okuma-yazma biliyordu. İl
            Yıllığı’nda (1973) bu oran, Kayseri için yüzde 6,8 verilmekte (1927). Resmi istatistiklere
            göre 1924 yılında Türkiye’de 5 bin okul bulunmakta. Öğretmen sayısı 12 bin 400, öğrenci
            sayısı ise 360 bindi. Öğrencilerin ise sadece 3 bini yüksek öğrenim görmekte. 13 milyon
            nüfusa karşılık bin civarında doktor ve 10 bin civarındada hastane yatak sayısı mevcuttu.
            Sermaye ve teknolojik imkanlar hemen hemen hiç yoktu. Maden alanlarının tamamına
            yakını yabancı şirketler tarafından kapatılmıştı. Elektrik ise İstanbul’un Avrupa yaka-
            sının bir bölümü ile birlikte bir iki özel yerde vardı.





                                  Ulaşamadığın Yer Senin Değildir!”
               Cumhuriyet ilan edildiğinde, ulusal sınırlarımız içinde; 13.900 km’si stabilize şose
            ve 4.450 km’si toprak olmak üzere, toplam 18.350 km yol ve 94 köprü vardı (www.kgm.
            gov.tr). Hüseyin Cömert, Mustafa Remzi Beyin anılarında hem ailesi hem Kayseri ve
            hem de ülke geneli için ilginç bilgiler veriyor. Bu bağlamda; “Edirne’den Kayseri’ye”
            bölümünden bir alıntı yapacağım: “… Ertesi hafta Salı günü sabahleyin trene binmek
            üzere Haydarpaşa İstasyonu’na gittim. Bilet aldım, trene bindim. Biletim Ulukışla’ya
            kadardı. Şimendifer nerede biterse orada inip arabaya binerek Kayseri’ye gidecektim. (…)
            İstanbul’a gelen yolculara Mekece’de, Konya’ya gidenlere de Akşehir’de 5 gün karantina
            olduğunu işittim. Mekece’ye geldim. İstasyon yakınında beş-altı çadır vardı. Karantinada
            bekleyen yolcuların 300’ü mütecaviz imiş. Susuzluktan, yiyecek olmadığından, açıkta
            yattıklarından şikayet ediyorlardı.”
               Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Remzi Bey Ulukışla’ya gelir. “Ulukışla-Kay-
            seri 34 saatlik mesafedir.” der ve devam eder: “Haydarpaş’dan Ulukışla’ya 340 saatlik
            yolu 2,5 lira kadar bir meblağ mukabilinde geldim. Buradan itibaren yolun kısm-ı
            mütebakisini bin müşkilatla ve pahalı bir kıymetle bir kıymetle bitirmeye mecburuz.
            Hanları gezdim. Kayserili Yağmuroğlu İsmail Bey ile Reşit Bey ve biraderi Yusuf Ömer
            Efendi’nin verdikleri sermaye ile teşkil eden şirket arabasını gördüm. Kaça götürece-
            ğini sürücüye sordum. İki lira vereceğimi anladım. Zaruri olarak bindim. Ulukışla’dan


            90
   85   86   87   88   89   90   91   92   93   94   95